20 Kasım 2023

Mezun vermeyen okul...


Bugün 20 Kasım… Usta yazar, Spor Medyası’nın duayen yorumcusu, meslek büyüğümüz, öğretmenimiz, ağabeyimiz Hıncal Uluç’un birinci ölüm yıldönümü… Yorulmadan doğruların peşinde koşan, Türk Basını’nın hafızası, Babıali’nin dev çınarı, Türk Medyası’nın Hıncal Ağabey’i; çocukluk yıllarından vefatına kadar yanlışları dile getirdiği cesaretiyle, düşündüğünü söylemekten vazgeçmediği tavrıyla anılıyor ve anılmaya devam edecek. Hıncal Ağabey’in 83 yıllık yolculuğu; 1 Kasım 1939 tarihinde Kilis’te dünyaya gelmesiyle başladı. İlköğretimini Bandırma ve Kilis’te (1950), Orta Okulu ise Antakya’da (1952) tamamladı. Ankara Kurtuluş Lisesi'ni bitirdi. Ahmet Taner Kışlalı’nın ağabeyi Mehmet Ali Kışlalı’nın desteğiyle; 1957 yılında Ankara’da Yeni Gün Gazetesi Spor Servisi’nde “Şeflik” göreviyle, yıllarını verip aşkla yapacağı gazetecilik mesleğine adım attı.
“HAYAT BİLGİSİ” ÖĞRETMENİMİZDİ
Henüz 17 yaşındaydı… İlerleyen yıllarda Yankı Dergisi’nde spor yazıları kaleme aldı. Yıllar içerisinde farklı bakış açıları, bilgisi, birikimi, entelektüel ve yol gösteren kimliğiyle Spor Medyası’na yön verdi; çok büyük değişimlere imza atarak Türk Basını’nın seyrini değiştirdi. Hızlı gelişimin, değişimlerin öncüsü, Türk Medyası’nın en fazla konuşulan ve tanınan ismi, aralarında olmaktan onur duyduğum genç meslektaşlarının öğretmeni oldu. Hıncal Ağabey yazılarıyla, fikirleriyle ve öğreticiliğiyle mesleki bilgilerini aktardığı öğrencilerinin, mesai arkadaşlarının, ailesinin, okurlarının ve benim en uzun soluklu “Hayat Bilgisi” öğretmenlerimizden birisiydi.
ÜLKESİNDEN DEĞİL, EŞİNDEN AYRILDI
1977 yılında Amerikalı Arkeolog Holly Hartquist ile evlendi. Meslektaşı olan ağabeyi Öcal Uluç o yılları “Hıncal eşini çok seviyordu. Eşi de öyle… Eşi “Amerika’ya yerleşelim. Orada yaşayalım” dedi fakat Hıncal ülkesini çok seviyordu ve “Ben gitmem” diyerek ülkesinden ayrılmadı. 1983 yılında severek ayrıldılar. Eski eşi bir süre sonra pişman oldu ve İstanbul’a döndü. Çabaladılar fakat yeniden bir başlangıç nasip olmadı. Eski eşi daha sonra Amerika’ya dönüş yaptı” özetiyle anlatıyor. Eğitim hayatını Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’yle tamamlayan Hıncal Ağabey, 1980 yılında Gelişim Yayınları'nın sahibi Ercan Arıklı ile dergi çıkarmak üzere İstanbul'a geldi.
ÖNCÜ MEDYA OKULU: GELİŞİM SPOR…
Meslek büyüğümüz ve Spor Medyası’nın duayen isimlerinden Babıali’nin bir diğer çınarı Atilla Gökçe ile birlikte; Türk Spor Basını’nda unutulmayacak izler bırakacak, öncü olacak ve Spor Medyası’nı kökünden değiştirecek Gelişim Spor’u 10 Ağustos 1988 yılında okuyucularla buluşturdular. Bir döneme damgasını vuran ve “Spor Medyası Okulu” olan Gelişim Spor’da ve ilerleyen yıllarda, söz hakkı tanısak sayfalara sığdıramayacağımız önemli isimler yetiştirdiler. Hıncal Uluç, Zafer Mutlu'nun daveti üzerine 1990 yılında yıllarca “Yuvam” sözüyle bahsettiği SABAH Gazetesi’nde köşe yazıları yazmaya başladı. Galatasaray sevdasıyla tanınmış, İnönü Stadı’nda bir maça; hem de Basın Tribünü’ne sarı-kırmızı kaşkoluyla gitmişti. Eleştirildi. “Okur, sizi okurken kimi okuduğunu bilsin. Yazılarımı bir Galatasaraylı’nın yazıları olarak okusunlar” dedi. Sadece spor alanında değil, sanat, magazin ve siyasi alanlarında da herkesin hangi düşüncede olduğunu gösterecek yazılar yazmaya başladı.
HEDEF OLDU; SİLAHLI SALDIRIYA UĞRADI
Kendisine has fikirleriyle Türk Basını’na yön verdi. Futbol sınırlarını aşarak diğer spor dallarına verdiği değerle Türk Sporu’nun gelişimine büyük katkıları oldu. Dış basını takip eder, genç meslektaşlarından da beklerdi. Cesareti ve keskin kalemiyle çok defa hedef oldu. 1994 yılında silahlı saldırıya uğradı; topuğundan vuruldu. Medyada sayısız televizyon programları yaptı ve sayısız müstesna isim yetiştirdi. Başta “İyi bir gazeteci olabilmek için çok okumak, çok araştırmak gerekir” sözüyle, düşünceleriyle ve birlikte çalıştığı mesai arkadaşlarının, öğrencilerinin ve sevenlerinin yaşattığı hatıralarıyla halen genç meslektaşlarına yol gösteren Hıncal Ağabeyimiz, gazetecilikten şarkı sözü yazarlığına kadar çok sayıda alanda örnek bir isimdi. Hıncal Uluç’un karşısında kalem-defter tutmuş, kendilerini daha fazla geliştirebilmeleri için her karşısına geçtiklerinde Hıncal Ağabey’in “Sınıfta kaldın” sözüyle karşılaşan ve o okuldan hiç mezun olamayan öğrencilerinden biri olarak bu satırları kaleme almak ne derece zor olduysa, ismini ve anısını yaşatabilmek adına gurur verici… Hıncal Ağabey’in; meslek büyüğüm olan öğrencilerine, dirsek dirseğe çalıştığı mesai arkadaşlarına ve ağabeyi Öcal Uluç’a duygularını aktarma fırsatını öğrencisi olarak borç biliyorum…

Öcal Uluç (Hıncal Uluç’un Ağabeyi):
“BENİM DOSTUM; DERT ORTAĞIMDI”
“Hıncal benim sadece kardeşim değildi… Dostumdu, arkadaşımdı, meslektaşımdı ve en önemlisi dert ortağımdı. 87 yılımın 84 yılı onunla geçti. Onsuz yaşayacağımı hiç düşünmemiştim. Onsuzluk; yaşama keyfimi, hevesimi, yaşama gereğimi ve ömrümü beraberinde götürdü. Bir yıldır boşlukta gibiyim. Onu okuyamıyorum, göremiyorum, konuşamıyorum. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun.”

Atilla Gökçe (Gazeteci – Yazar):
“MERAKIN, BİLGİNİN, SEVGİNİN EFENDİSİ”
“Merakın, bilginin, ilginin, sevginin, öfkenin efendisi… Vicdanın kölesi! “Türk Gazetecilik” tarihinde çok seçkin bir yere sahip Hıncal Uluç’u böyle tanırım. 1970’li yılların başında, İzmir’de ikimizin de ağabeyi Öcal Uluç buluşturdu bizi… O gün başlayan dostluğumuz, geçtiğimiz yıl Zincirlikuyu’daki veda törenine kadar sürdü. Bu ağabey-kardeş, usta-çırak, iki huysuz arkadaş ilişkisi; çok renkli, çok derin; kahkahanın ya da gözyaşının yoğunlaştığı meslektaşlık anılarıyla hayat hazinem oldu. Açık ve kesin bir dille söylemek gerekiyor: Hıncal Uluç sadece gazeteci değil, seçkin bir entelektüel, sanatçı, sanatsever, sporseverdi… Güvenilir ve dost insandı. Birlikte çalıştığımız günlerde kavga ettiğimiz olaylar da oldu, sevinç çılgınlığı içerisinde başarı ve keyfi paylaştığımız anları da yaşadık. Hıncal Ağabey coşkun ve taşkın gazeteciydi. En yakın dostlarını kırmayı göze alarak düşüncesini açıkça dile getirirdi. Kavga dedim ya; uzun bir dönem küstüm Hıncal Ağabey’e… Ama yurt dışından dönüş uçağına girdiğimde dostları selamlarken “Merhaba Başkan” diyerek ayağa kalktığını gördüm. Küslük döneminin tüm ayıpları omuzlarıma çöktü. Hıncal Ağabey melek kanatlarıyla gülümsüyordu! Sanırım şimdi gülmeye devam ediyor. Çok yaşa Hıncal Ağabey!”

Levent Tüzemen (Gazeteci – Yazar):
“GAZETECİLİK MESLEĞİNE DEĞERLER KATTI”
“Hıncal Uluç, Türk Medyası’nın hem hafıza kartı hem de kütüphanesiydi. Çok gezer, çok okur ve düşüncelerini özgürce dile getirirdi. Dilinin kemiği yoktu. Bu yüzden seveni de vardı; sevmeyeni de… Vefatı, Türk Medyası’nda derin bir boşluk bıraktı ve yeri doldurulamadı çünkü Hıncal Ağabey, siyaset, ekonomi, spor, magazin, sanat olmak üzere her alanda yazılar yazar, özellikle sanatsal faaliyetleri yerinde incelemeye özen gösterirdi. Kurmuş olduğu ve benim de içerisine bulunduğum “Salı Grubu” birçok ünlü ismin katıldığı özel bir topluluktu. Salı toplantılarında cep telefonu kullanılamaz, herkes görüşlerini özgürce söyler ve tartışmalar seviyeli olurdu. Hıncal Ağabey, gazetecilik heyecanını hiç bitirmedi. Güzelliklere övgü yağdırırken, yanlışları ağır bir dille eleştirirdi. Türk Medyası’nda imza attığı değişimler, gazetecilik mesleğine değerler kattı. Nur içerisine yatsın. Mekanı cennet olsun.”

Gürcan Bilgiç (Gazeteci – Yazar):
“HINCAL AĞABEY DAİMA YAŞAYACAK”
“Hıncal Uluç; kuzenim, ağabeyim ve ustamdı. Kendisini mesleğine adamış, olaylara farklı bakmayı başarabilmiş, sürünün kara koyunuydu. Basın tarihimizdeki birçok yenilik onunla geldi. Birçok genç gazeteci yetiştirdi. Sözleri ve kalemi keskindi. Raconu keser, yanlış gördüğünü en sevdiği arkadaşı da olsa sayfasına taşırdı. Milyonlarca insan Hıncal Uluç’u okuyarak yaşadı; onun tavsiye ettiği filmlere gitti, lokantaları denedi. Türk Medyası’nda bir kanaat önderiydi. Ve bugün herkesin Hıncal Uluç ile ilgili iyi-kötü bir fikri var. İnsanlar unutulunca ölürmüş ya… Hıncal Ağabey daima yaşayacak.”

Emrah Kayalıoğlu (Gazeteci – Yazar):
“HER ALANDA GELİŞMEMİZİ İSTERDİ”
“Mesleğe 1987 yılında Cumhuriyet'te başladıktan sadece üç ay sonra ilk transferimle (!) bir başka büyük okul, Gelişim Yayınları'nın yolunu tuttum. Hıncal Ağabey’in ilk dersi, Dünya Atletizm Şampiyonası'nda yaşadığımız sorun üzerine "Sadece işinde değil, hayatta da yalnızca cümlelerini değil, kelimelerini bile çok özenle seç" olmuştu. Sonrasında Gelişim'de, SABAH'ta, hatta farklı yerlerde çalışırken bile nice derslerle dolu yıllar... Onun yazarlığı ve Türk Medyası’nda değiştirdikleri çok anlatıldı ve anlatılacak. Ama benim için Hıncal Ağabey; ekibini alıp müzikale, tiyatroya götüren, bizim her alanda gelişmemizi isteyen değişik bir yöneticiydi öncelikle… Eleştirilerini köşesinden gözümüze soka soka kamuoyunun önünde yapmasına kızardım. Ama bugün pek çok kişi gibi ben de o eleştirilerin her satırına çok şey borçluyuz. Her şey için teşekkürler Hıncal Ağabey...”

Yiğiter Uluğ (Gazeteci – Yazar):
“HINCAL ULUÇ BENİM USTAMDI”
“Okurların gözünde o, kimi gün şaşırtan, kimi gün taşı gediğine koyduğuna inanılan, bazen de ifrit olunan sivri bir kalemdi. Hemen her konuda söylenecek sözü vardı ve yarı yüzyılı aşkın bir zaman diliminde; neredeyse her gün yazarak kafasından geçen her şeyi kayıt altına aldı. Eleştirinin çizgilerini aşarak kırıp döktükleri olmuştur mutlaka… Yirmili yaşlarında tesadüfen yolu Hıncal Ağabey’in yoluyla kesişen gençlerden biriydim. “Elinde büyüdük” dersem abartılı olmaz. Günlük iş temposunda bazen çatıştığımız, şikayetçi olduğumuz, çok sonraları anlamlandıracağımız çıkışlarıyla önümüzü kestiğini düşündüğümüz bir yöneticiydi. Kıymetini yıllar sonra anladık; tüm sert öğretmenler gibi… Bize hissettirmeden hem gazeteciliğe hem de hayata dair sayısız detayın öğretildiği bir okula dönüştürdüğü Gelişim Yayınları’ndaki ofisimiz, ilk bakışta bir alay haytanın toplaştığı bir mahalle kahvesini andırırdı ama oradan, 2000’lerde ülke medyasının önemli noktalarına tırmanan nice insan çıktı. Belleğime kazınmış bir cümlesi var: “Burada herkes fikrini söylemekte özgürdür ama sonunda benim dediğim olur” derdi. Dinlerken, bir yandan da kafasındakilerle karşı görüş arasında bir kesişim kümesi, bir optimum nokta aradığını fark ederdik. Bu aslında onun farklı görüşleri dinlemeye hazır, özgüveni yüksek, vizyonu geniş bir yönetici olduğunun kanıtıydı. Babasız büyüyen çocukların kader çizgilerini ustaları belirler. Tabii karşılarına gerçek bir usta çıkarsa… Hıncal Uluç benim ustamdı.”

Fuat Akdağ (Gazeteci – Yazar):
“GAZETECİLİK YAŞAM BİÇİMİYDİ”
“Hıncal Ağabey “Gazeteci” tanımını o kadar iyi temsil eden ve bu tanıma tam anlamıyla uyan bir insandı. Çok iyi bir yazar ve çok iyi bir gazeteciydi. Gazeteciliğin kurallarını dört dörtlük uygulardı. “Ne kadar hızlı yazarsan, o kadar iyi okunur” sözü vardı. Yıllar ilerledikçe onun sözlerinin doğruluğunu anladık. Gezip görmenin ve araştırmanın kendisini yetiştirmek adına ne derece önemli olduğunu vurgulardı ve genç meslektaşlarına da bunu öğretirdi. Gazeteciliği bir meslek olarak değil, bir yaşam biçimi olarak yaşadı. Üst düzey işler yaptı. Sert yazardı. “Tersin tersi” denilebilecek fikirlerle gündeme gelirdi. Gazetecilik ve televizyonculukta; hangi işi yaparsa yapsın gerekleri neyse onları çok hızlı kavrayıp hayata geçirebilen ve inanılmaz zekaya sahip bir insandı.”


Kelebekleri anlamak...

30 Mart Cumartesi gecesi Tünel’den Kuledibi’ne iniş yaparken, Galip Dede Caddesi’nde görseldeki İstanbul tablosuyla karşılaştım. İnternet aj...