Bugün 20 Kasım… Usta yazar, Spor Medyası’nın duayen
yorumcusu, meslek büyüğümüz, öğretmenimiz, ağabeyimiz Hıncal Uluç’un birinci
ölüm yıldönümü… Yorulmadan doğruların peşinde koşan, Türk Basını’nın hafızası, Babıali’nin
dev çınarı, Türk Medyası’nın Hıncal Ağabey’i; çocukluk yıllarından vefatına
kadar yanlışları dile getirdiği cesaretiyle, düşündüğünü söylemekten
vazgeçmediği tavrıyla anılıyor ve anılmaya devam edecek. Hıncal Ağabey’in 83
yıllık yolculuğu; 1 Kasım 1939 tarihinde Kilis’te dünyaya gelmesiyle başladı.
İlköğretimini Bandırma ve Kilis’te (1950), Orta Okulu ise Antakya’da (1952)
tamamladı. Ankara Kurtuluş Lisesi'ni bitirdi. Ahmet Taner Kışlalı’nın ağabeyi
Mehmet Ali Kışlalı’nın desteğiyle; 1957 yılında Ankara’da Yeni Gün Gazetesi
Spor Servisi’nde “Şeflik” göreviyle, yıllarını verip aşkla yapacağı gazetecilik
mesleğine adım attı.
“HAYAT BİLGİSİ” ÖĞRETMENİMİZDİ
Henüz 17 yaşındaydı… İlerleyen yıllarda Yankı Dergisi’nde spor yazıları kaleme
aldı. Yıllar içerisinde farklı bakış açıları, bilgisi, birikimi, entelektüel ve
yol gösteren kimliğiyle Spor Medyası’na yön verdi; çok büyük değişimlere imza
atarak Türk Basını’nın seyrini değiştirdi. Hızlı gelişimin, değişimlerin
öncüsü, Türk Medyası’nın en fazla konuşulan ve tanınan ismi, aralarında
olmaktan onur duyduğum genç meslektaşlarının öğretmeni oldu. Hıncal Ağabey
yazılarıyla, fikirleriyle ve öğreticiliğiyle mesleki bilgilerini aktardığı
öğrencilerinin, mesai arkadaşlarının, ailesinin, okurlarının ve benim en uzun
soluklu “Hayat Bilgisi” öğretmenlerimizden birisiydi.
ÜLKESİNDEN DEĞİL, EŞİNDEN AYRILDI
1977 yılında Amerikalı Arkeolog Holly Hartquist ile evlendi. Meslektaşı olan
ağabeyi Öcal Uluç o yılları “Hıncal eşini çok seviyordu. Eşi de öyle… Eşi
“Amerika’ya yerleşelim. Orada yaşayalım” dedi fakat Hıncal ülkesini çok
seviyordu ve “Ben gitmem” diyerek ülkesinden ayrılmadı. 1983 yılında severek
ayrıldılar. Eski eşi bir süre sonra pişman oldu ve İstanbul’a döndü.
Çabaladılar fakat yeniden bir başlangıç nasip olmadı. Eski eşi daha sonra
Amerika’ya dönüş yaptı” özetiyle anlatıyor. Eğitim hayatını Ankara Üniversitesi
Siyasal Bilgiler Fakültesi’yle tamamlayan Hıncal Ağabey, 1980 yılında Gelişim
Yayınları'nın sahibi Ercan Arıklı ile dergi çıkarmak üzere İstanbul'a geldi.
ÖNCÜ MEDYA OKULU: GELİŞİM SPOR…
Meslek büyüğümüz ve Spor Medyası’nın duayen isimlerinden Babıali’nin bir diğer
çınarı Atilla Gökçe ile birlikte; Türk Spor Basını’nda unutulmayacak izler
bırakacak, öncü olacak ve Spor Medyası’nı kökünden değiştirecek Gelişim Spor’u 10
Ağustos 1988 yılında okuyucularla buluşturdular. Bir döneme damgasını vuran ve
“Spor Medyası Okulu” olan Gelişim Spor’da ve ilerleyen yıllarda, söz hakkı
tanısak sayfalara sığdıramayacağımız önemli isimler yetiştirdiler. Hıncal Uluç,
Zafer Mutlu'nun daveti üzerine 1990 yılında yıllarca “Yuvam” sözüyle bahsettiği
SABAH Gazetesi’nde köşe yazıları yazmaya başladı. Galatasaray sevdasıyla
tanınmış, İnönü Stadı’nda bir maça; hem de Basın Tribünü’ne sarı-kırmızı
kaşkoluyla gitmişti. Eleştirildi. “Okur, sizi okurken kimi okuduğunu bilsin.
Yazılarımı bir Galatasaraylı’nın yazıları olarak okusunlar” dedi. Sadece spor
alanında değil, sanat, magazin ve siyasi alanlarında da herkesin hangi
düşüncede olduğunu gösterecek yazılar yazmaya başladı.
HEDEF OLDU; SİLAHLI SALDIRIYA UĞRADI
Kendisine has fikirleriyle Türk Basını’na yön verdi. Futbol sınırlarını aşarak
diğer spor dallarına verdiği değerle Türk Sporu’nun gelişimine büyük katkıları
oldu. Dış basını takip eder, genç meslektaşlarından da beklerdi. Cesareti ve
keskin kalemiyle çok defa hedef oldu. 1994 yılında silahlı saldırıya uğradı;
topuğundan vuruldu. Medyada sayısız televizyon programları yaptı ve sayısız
müstesna isim yetiştirdi. Başta “İyi bir gazeteci olabilmek için çok okumak,
çok araştırmak gerekir” sözüyle, düşünceleriyle ve birlikte çalıştığı mesai
arkadaşlarının, öğrencilerinin ve sevenlerinin yaşattığı hatıralarıyla halen
genç meslektaşlarına yol gösteren Hıncal Ağabeyimiz, gazetecilikten şarkı sözü
yazarlığına kadar çok sayıda alanda örnek bir isimdi. Hıncal Uluç’un karşısında
kalem-defter tutmuş, kendilerini daha fazla geliştirebilmeleri için her
karşısına geçtiklerinde Hıncal Ağabey’in “Sınıfta kaldın” sözüyle karşılaşan ve
o okuldan hiç mezun olamayan öğrencilerinden biri olarak bu satırları kaleme
almak ne derece zor olduysa, ismini ve anısını yaşatabilmek adına gurur verici…
Hıncal Ağabey’in; meslek büyüğüm olan öğrencilerine, dirsek dirseğe çalıştığı
mesai arkadaşlarına ve ağabeyi Öcal Uluç’a duygularını aktarma fırsatını
öğrencisi olarak borç biliyorum…
Öcal Uluç (Hıncal Uluç’un Ağabeyi):
“BENİM DOSTUM; DERT ORTAĞIMDI”
“Hıncal benim sadece kardeşim değildi… Dostumdu, arkadaşımdı, meslektaşımdı ve
en önemlisi dert ortağımdı. 87 yılımın 84 yılı onunla geçti. Onsuz yaşayacağımı
hiç düşünmemiştim. Onsuzluk; yaşama keyfimi, hevesimi, yaşama gereğimi ve
ömrümü beraberinde götürdü. Bir yıldır boşlukta gibiyim. Onu okuyamıyorum,
göremiyorum, konuşamıyorum. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun.”
Atilla Gökçe (Gazeteci – Yazar):
“MERAKIN, BİLGİNİN, SEVGİNİN EFENDİSİ”
“Merakın, bilginin, ilginin, sevginin, öfkenin efendisi… Vicdanın kölesi! “Türk
Gazetecilik” tarihinde çok seçkin bir yere sahip Hıncal Uluç’u böyle tanırım. 1970’li
yılların başında, İzmir’de ikimizin de ağabeyi Öcal Uluç buluşturdu bizi… O gün
başlayan dostluğumuz, geçtiğimiz yıl Zincirlikuyu’daki veda törenine kadar
sürdü. Bu ağabey-kardeş, usta-çırak, iki huysuz arkadaş ilişkisi; çok renkli,
çok derin; kahkahanın ya da gözyaşının yoğunlaştığı meslektaşlık anılarıyla hayat
hazinem oldu. Açık ve kesin bir dille söylemek gerekiyor: Hıncal Uluç sadece
gazeteci değil, seçkin bir entelektüel, sanatçı, sanatsever, sporseverdi…
Güvenilir ve dost insandı. Birlikte çalıştığımız günlerde kavga ettiğimiz
olaylar da oldu, sevinç çılgınlığı içerisinde başarı ve keyfi paylaştığımız
anları da yaşadık. Hıncal Ağabey coşkun ve taşkın gazeteciydi. En yakın
dostlarını kırmayı göze alarak düşüncesini açıkça dile getirirdi. Kavga dedim
ya; uzun bir dönem küstüm Hıncal Ağabey’e… Ama yurt dışından dönüş uçağına
girdiğimde dostları selamlarken “Merhaba Başkan” diyerek ayağa kalktığını
gördüm. Küslük döneminin tüm ayıpları omuzlarıma çöktü. Hıncal Ağabey melek
kanatlarıyla gülümsüyordu! Sanırım şimdi gülmeye devam ediyor. Çok yaşa Hıncal
Ağabey!”
Levent Tüzemen (Gazeteci – Yazar):
“GAZETECİLİK MESLEĞİNE DEĞERLER KATTI”
“Hıncal Uluç, Türk Medyası’nın hem hafıza kartı hem de kütüphanesiydi. Çok
gezer, çok okur ve düşüncelerini özgürce dile getirirdi. Dilinin kemiği yoktu.
Bu yüzden seveni de vardı; sevmeyeni de… Vefatı, Türk Medyası’nda derin bir
boşluk bıraktı ve yeri doldurulamadı çünkü Hıncal Ağabey, siyaset, ekonomi,
spor, magazin, sanat olmak üzere her alanda yazılar yazar, özellikle sanatsal
faaliyetleri yerinde incelemeye özen gösterirdi. Kurmuş olduğu ve benim de
içerisine bulunduğum “Salı Grubu” birçok ünlü ismin katıldığı özel bir
topluluktu. Salı toplantılarında cep telefonu kullanılamaz, herkes görüşlerini
özgürce söyler ve tartışmalar seviyeli olurdu. Hıncal Ağabey, gazetecilik
heyecanını hiç bitirmedi. Güzelliklere övgü yağdırırken, yanlışları ağır bir
dille eleştirirdi. Türk Medyası’nda imza attığı değişimler, gazetecilik
mesleğine değerler kattı. Nur içerisine yatsın. Mekanı cennet olsun.”
Gürcan Bilgiç (Gazeteci – Yazar):
“HINCAL AĞABEY DAİMA YAŞAYACAK”
“Hıncal Uluç; kuzenim, ağabeyim ve ustamdı. Kendisini mesleğine adamış,
olaylara farklı bakmayı başarabilmiş, sürünün kara koyunuydu. Basın
tarihimizdeki birçok yenilik onunla geldi. Birçok genç gazeteci yetiştirdi.
Sözleri ve kalemi keskindi. Raconu keser, yanlış gördüğünü en sevdiği arkadaşı
da olsa sayfasına taşırdı. Milyonlarca insan Hıncal Uluç’u okuyarak yaşadı;
onun tavsiye ettiği filmlere gitti, lokantaları denedi. Türk Medyası’nda bir
kanaat önderiydi. Ve bugün herkesin Hıncal Uluç ile ilgili iyi-kötü bir fikri
var. İnsanlar unutulunca ölürmüş ya… Hıncal Ağabey daima yaşayacak.”
Emrah Kayalıoğlu (Gazeteci – Yazar):
“HER ALANDA GELİŞMEMİZİ İSTERDİ”
“Mesleğe 1987 yılında Cumhuriyet'te başladıktan sadece üç ay sonra ilk
transferimle (!) bir başka büyük okul, Gelişim Yayınları'nın yolunu tuttum. Hıncal
Ağabey’in ilk dersi, Dünya Atletizm Şampiyonası'nda yaşadığımız sorun üzerine
"Sadece işinde değil, hayatta da yalnızca cümlelerini değil, kelimelerini
bile çok özenle seç" olmuştu. Sonrasında Gelişim'de, SABAH'ta, hatta
farklı yerlerde çalışırken bile nice derslerle dolu yıllar... Onun yazarlığı ve
Türk Medyası’nda değiştirdikleri çok anlatıldı ve anlatılacak. Ama benim için
Hıncal Ağabey; ekibini alıp müzikale, tiyatroya götüren, bizim her alanda
gelişmemizi isteyen değişik bir yöneticiydi öncelikle… Eleştirilerini
köşesinden gözümüze soka soka kamuoyunun önünde yapmasına kızardım. Ama bugün
pek çok kişi gibi ben de o eleştirilerin her satırına çok şey borçluyuz. Her
şey için teşekkürler Hıncal Ağabey...”
Yiğiter Uluğ (Gazeteci – Yazar):
“HINCAL ULUÇ BENİM USTAMDI”
“Okurların gözünde o, kimi gün şaşırtan, kimi gün taşı gediğine koyduğuna
inanılan, bazen de ifrit olunan sivri bir kalemdi. Hemen her konuda söylenecek
sözü vardı ve yarı yüzyılı aşkın bir zaman diliminde; neredeyse her gün yazarak
kafasından geçen her şeyi kayıt altına aldı. Eleştirinin çizgilerini aşarak
kırıp döktükleri olmuştur mutlaka… Yirmili yaşlarında tesadüfen yolu Hıncal
Ağabey’in yoluyla kesişen gençlerden biriydim. “Elinde büyüdük” dersem abartılı
olmaz. Günlük iş temposunda bazen çatıştığımız, şikayetçi olduğumuz, çok
sonraları anlamlandıracağımız çıkışlarıyla önümüzü kestiğini düşündüğümüz bir
yöneticiydi. Kıymetini yıllar sonra anladık; tüm sert öğretmenler gibi… Bize hissettirmeden
hem gazeteciliğe hem de hayata dair sayısız detayın öğretildiği bir okula
dönüştürdüğü Gelişim Yayınları’ndaki ofisimiz, ilk bakışta bir alay haytanın
toplaştığı bir mahalle kahvesini andırırdı ama oradan, 2000’lerde ülke
medyasının önemli noktalarına tırmanan nice insan çıktı. Belleğime kazınmış bir
cümlesi var: “Burada herkes fikrini söylemekte özgürdür ama sonunda benim
dediğim olur” derdi. Dinlerken, bir yandan da kafasındakilerle karşı görüş
arasında bir kesişim kümesi, bir optimum nokta aradığını fark ederdik. Bu
aslında onun farklı görüşleri dinlemeye hazır, özgüveni yüksek, vizyonu geniş bir
yönetici olduğunun kanıtıydı. Babasız büyüyen çocukların kader çizgilerini
ustaları belirler. Tabii karşılarına gerçek bir usta çıkarsa… Hıncal Uluç benim
ustamdı.”
“GAZETECİLİK YAŞAM BİÇİMİYDİ”
“Hıncal Ağabey “Gazeteci” tanımını o kadar iyi temsil eden ve bu tanıma tam anlamıyla uyan bir insandı. Çok iyi bir yazar ve çok iyi bir gazeteciydi. Gazeteciliğin kurallarını dört dörtlük uygulardı. “Ne kadar hızlı yazarsan, o kadar iyi okunur” sözü vardı. Yıllar ilerledikçe onun sözlerinin doğruluğunu anladık. Gezip görmenin ve araştırmanın kendisini yetiştirmek adına ne derece önemli olduğunu vurgulardı ve genç meslektaşlarına da bunu öğretirdi. Gazeteciliği bir meslek olarak değil, bir yaşam biçimi olarak yaşadı. Üst düzey işler yaptı. Sert yazardı. “Tersin tersi” denilebilecek fikirlerle gündeme gelirdi. Gazetecilik ve televizyonculukta; hangi işi yaparsa yapsın gerekleri neyse onları çok hızlı kavrayıp hayata geçirebilen ve inanılmaz zekaya sahip bir insandı.”
