Yürümeye Övgü’de hüküm süren “Birlikte yürüyüşün sıradan ve ilkel olduğu” görüşü başlıkla körü körüne çatışsa da kitap; özgürleştirici gücüyle cesaretli, güzel ve harekete geçirici… “İki kişi olunduğunda insan kendisinden kısmen vazgeçer ve aynı deneyimi başkasıyla paylaşır. Böylece amacın yaklaşması tehlikeye düşer (S.33)” anlatımıyla ve haklı yönleriyle tek başına yürüyüşün “Kişisel Bir Değişim” olduğu vurgulanıyor. Bazı sayfalar; kol kola-el ele yürüyen iki yol arkadaşının; doğaya-şehirlere-yollara birlikte dokunabileceklerine, soluklanmak için bir ağacın gölgesinde birlikte dinlenebileceklerine ve birlikte yürüyüşün ruhuna, heyecanına inananlar için biraz incitici olabilir. Sonuç öyleyse; birlikte yürüyüşün mekanı, zamanı, sınırı olmayacağı fikriyle yolu Gümüşlük Köyleri’nden geçmemiş, parmaklar kestane kabuğunun kömürüyle boyanırken karların düştüğü Beyoğlu’nda adımlamamış bir Fransız yazarın kadersizliğine dertlenmek, içinizi serinletebilir.
Fasıllar:
“Yürüyüş dünyaya açılmadır. İnsanı mutlu yaşam duyguları içerisinde yeniden
oluşturur.” S.11
“Kısa bir gezinti biçiminde de olsa yürüyüş, çağdaş toplumlarımızın telaşlı ve
endişeli yaşamını tıkayan kaygılara geçici olarak ara verir.” 19
“Yürüyüşçünün acelesi yoktur ve zamana yenik düşmez.” 23
“Yürüyüş, dünyanın tadını çıkarmaya götüren bir yoldur çünkü dinlendirir, iç
huzur verir, ortamla sürekli temas demektir ve dolayısıyla insanın kendisini
yerlerin duyumsallığına ölçüsüz ve engelsiz biçimde vermesi demektir.” 64
“Yürüyüşçünün gürültülü bir ortamda sakin olması kişisel bir tavırdır,
kendisine hakim olabilme konusunda belli bir düzeye varmış insanın iç
disiplinidir.” 112
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder